Yazın Aynasındaki Beden: Psikolojik Bir Yaklaşımla Beden Algısı

by

in

Klinik Psikolog Deniz Okan

Beden Algısı
Yaz mevsimi yaklaştıkça yalnızca hava değil, kişinin kendine dair hisleri ve dış dünyayla kurduğu ilişki de değişmeye başlar. Kıyafetler incelir, tatil planları yapılır, sosyal medya deniz ve güneş görüntüleriyle dolar. Tüm bu hareketlilik, bazıları için hafiflik ve özgürlük anlamına gelirken, bazıları için görünürlükle birlikte gelen içsel çatışmaları tetikleyebilir. Bu dönemde sıkça duyulan “Bedenim buna hazır değil” cümlesi, yalnızca dış görünüşe dair bir değerlendirme değil; aynı zamanda geçmiş deneyimlerin, toplumsal normların ve kişisel kırılganlıkların bir yansımasıdır. Kıyafet seçiminden denize girme isteğine, bir fotoğrafı paylaşmaktan kalabalık içinde var olma biçimine kadar birçok davranış bu cümlede özetlenen hissiyatla şekillenir.

Görünürlük ve İçsel Değerlendirme
Yaz aylarının artan sosyal etkileşimi ve bedenin daha çok açığa çıkması, bireyin hem başkalarının bakışına hem de kendi içsel değerlendirmelerine daha sık maruz kalmasına neden olur. Ayna karşısında geçirilen süre artar, sosyal medyada kıyaslamalar yoğunlaşır ve alışveriş sırasında huzursuzluk hissi yaşanabilir. Bunlar, bedenle temas hâlindeki zihinsel sürecin yüzeye çıktığı anları temsil eder.
Bedenin daha çok görünür olması, çoğu zaman benliğin daha fazla yargılanmasına neden olur. Bu yargılar yalnızca şimdiki zamana ait değildir. Geçmişte duyulan yorumlar, çocuklukta hissedilen utanç ve ergenlikte deneyimlenen dışlanmışlık hissi gibi duygular da bedenin bugünkü algısıyla iç içe geçer ve kişinin bu mevsime nasıl yaklaştığını belirler.

Herkes Paylaşıyor, Peki Ben Ne Hissediyorum?
Yaz aylarında sosyal medya platformlarının etkisi belirgin şekilde artar. Denize karşı verilen pozlar, renkli yaz kombinleri ve “yaza uygun” bedenlerin öne çıktığı görseller, yalnızca birer paylaşım değildir. Aynı zamanda normlara, beklentilere ve örtük mesajlara dair ipuçları taşır.
Kişi bu içeriklerle karşılaştığında, farkında olmadan kendi bedenine dair bir kıyaslama sürecine girebilir. Başkalarının nasıl göründüğünden çok, kendisinin nasıl görünmediği üzerinde durmaya başlar. Bu da beraberinde eleştirel bir iç sesi ve bedenle kurulan temasta kırılmalar getirir.
Zamanla beden, yaşamla temas etmemizi sağlayan bir araç olmaktan çıkar ve yalnızca nasıl göründüğüyle değerlendirilen bir nesne haline gelir. Sosyal ortamlara katılmaktan kaçınma, belirli kıyafetleri giymeme, kameradan uzak durma gibi davranışlar bu durumun dışa vurumudur. Oysa bedenin değeri, onun “uygun” görünmesinden çok, onunla özgür ve güvenli bir temas kurulabilmesinde yatar.

Toplumsal Cinsiyetin Görünmeyen Kuralları
Yaz, yalnızca fiziksel değil, sosyal anlamda da görünürlüğü artırır. “Ne giyilmeli, ne giyilmemeli?”, “Kim nasıl görünmeli?” gibi sorular; çoğu zaman sesli sorulmaz ama gündelik pratiklerin içinde güçlü biçimde hissedilir.
Özellikle kadın bedeni için bu normlar daha belirgin ve katıdır. Belli bir yaşta neyin yakıştığı, hangi kilonun kabul edilebilir olduğu ya da hangi ifadenin “fazla” bulunduğu gibi örtük kurallar, bireyin öznel deneyimini gölgede bırakabilir.
Ayrıca bazı insanlar için yaz mevsimi yalnızca görünür olmanın değil, görünür kalabilmenin de sınandığı bir zaman dilimidir. Toplumsal cinsiyet normlarının dışında kalanlar için fiziksel olarak daha görünür olmak sosyal anlamda da daha fazla yorum, dikkat ya da dışlanma riski anlamına gelebilir. Bu durum, kişinin bedenini değil; onunla birlikte gelen tüm kimliğini korumaya çalıştığı bir içsel mücadeleyi beraberinde getirir.

“Hazır Değilim” Hissinin Kökeni
“Hazır değilim” cümlesi, çoğu zaman fiziksel bir hazırlıktan çok zihinsel bir hazırlıksızlığa işaret eder. Kişi, bedeniyle ilgili düşüncelerini sorgulamadan kabul etmeye başlamış olabilir. “Böyle görünmemeliyim”, “Bu kıyafet bana yakışmaz”, “Onlar kadar özgüvenli değilim” gibi düşünceler yıllar içinde güç kazanmış, otomatikleşmiş ve davranışları şekillendirmeye başlamış olabilir.
Bu düşünceler genellikle sorgulanmadan kabul edilir. Ancak rahatsız edici hislerin yalnızca dış görünüşle değil, bedenle kurulan bağın niteliğiyle ilgili olduğunu fark etmek önemlidir. Bedenin bir tehdit ya da yetersizlik kaynağı gibi hissedilmesi, kişinin sosyal hayattan uzaklaşmasına, belirli ortamlardan kaçınmasına ya da kendini sürekli karşılaştırmasına neden olabilir.
Bu kaçınmaların ardında, çoğu zaman geçmişte gelişmiş öğrenmeler ve öz değerle ilgili hassas noktalar bulunur. Terapi süreciyle birlikte bu düşüncelerin nereden geldiğini fark etmek, bedene dair yargılarla araya mesafe koymanın ilk adımı olabilir.

Terapiyle Bedene Temas: Yeniden Görmek, Yeniden Hissetmek
Terapi sürecinde amaç, kişinin bedenini bir tehdit değil, bir kaynak olarak yeniden deneyimlemesine alan açmaktır. Bu süreçte bedenle kurulan ilişkinin içsel sesi duyulur hale geldikçe, bu sesin aslında nereden geldiği ve nasıl dönüştürülebileceği de daha görünür olur.
Burada hedef, bedenin “kusursuz” görünmesi değil; onun içinde güvende hissedebilmek, onunla bir temas kurabilmektir. Örneğin sıcak bir havada esen rüzgarın tende bıraktığı serinliği fark etmek, deniz tuzunun ciltte yarattığı dokuyu duyumsamak ya da bir yaz akşamı yalınayak yürürken toprağın serinliğini hissetmek bedenin nasıl göründüğünden bağımsız olarak onunla temas hâlinde olmanın yollarıdır.
Bu da terapide sıkça kullandığımız “şimdi ve burada” temasının beden üzerinden kurulmasıdır. Çünkü bedende kurulan bu anlık farkındalık, geçmişten gelen sert yankıların yerini güvenli deneyimlere bırakabilmesini sağlar. Bedenin şimdiye açılması, kişinin hem kendine hem geçmişine daha yumuşak bir yerden bakabilmesini mümkün kılar.

Yaz: Eleştiri Yerine Temasın Zamanı
Yaz mevsimiyle bedene yönelik artan farkındalık zaman zaman rahatsız edici olabilir; çünkü sadece bugünü değil, geçmişten gelen izleri de yüzeye çıkarır. Ancak bu, aynı zamanda yeniden temas kurmak için bir fırsattır.
Bedeni sürekli olarak değerlendirmektense gözlemlemek, eleştirmektense anlamaya çalışmak; görünümle değil, hislerle temas etmek gibi küçük ama istikrarlı bu değişimler, kişinin bedenle kurduğu ilişkiyi yeniden şekillendirmesine alan açabilir. Bu süreçte otomatikleşmiş düşünceleri fark etmek, duygusal kaçınmaları tanımak ve bedeni yalnızca “hazır” ya da “hazır değil” ikiliğinden çıkarmak; görünürlüğün yarattığı baskıyı yavaş yavaş hafifletebilir.
Yaz, aynaya başka bir yerden bakmayı öğrenmek için de bir davet olabilir.


Yorumlar

Yorum bırakın